Home

“War on drugs” (Uyuşturucuya karşı savaş) Bart de Wever için ilk sırada gelen bir mesele. Bu meselenin dilinin İngilizce olması hiç de tesadüf değil. Bu savaş ilk olarak ABD ve İngiltere’de yapıldı ve kazanılamadı. Buna rağmen, eğer De Wever belediye başkanı olursa, sırada Anvers (Antwerpen) var.

Bart De Wever Anvers’in belediye başkanı olmak istiyor. Şu ana kadar kendisine oy verilmesi için kullandığı en iyi iddia ise “sosyalistleri muhalefette görmek, ferahlatıcı ve yenileyici olur”. Ancak bu dahi yalan. Zira, taşların şu anda dizilmiş oldukları şekille, De Wever sosyalistler olmadan hiç bir adım atacak durumda değil. Bunu hem kendi hem de Anvers’liler çok iyi idrak ediyorlar.

7 farkı bulunuz

Ne Groen! ne de PVDA+ bence N-VA ile koalisyona girerler. Bu partilerin arasındaki farklar (iyi ki) çok büyük. N-VA ise zaten Open VLD ve N-VA’yı sömürdü ve bu iki partinin kalan kısımları beraber bir çoğunluk kurmak için yeterli olmayacaktır. Farz edelim başardılar ve belki küçük bir farkla çoğunluk oluşturdular? Bu durumda De Wever ‘N-VA ve VB arasındaki duvar’ı’ aniden nasıl yıkacak, merak ediyorum. Yani iş tekrar sosyalistlere döndü ve bilhassa şimdiki belediye başkanı Patrick Janssens’a. Eğer bu iki şahıs arasındaki farkları arayacak olursanız, kendinizi ‘7 farkı bulunuz’ oyununu oynar bulursunuz. Egoları ve mevkileri hariç bu iki zat sanki oldukça iyi geçiniyorlar.

Janssens, VRT’de liderler arasındaki tartışmada, ‘kentsel geliştirme’ üzerine odaklanırken, De Wever ‘bu mesele canımı çok sıkıyor’ ve ‘uyuşturucunun bugün winner-imajı vardır ama bence loser-imajı verilmelidir’ diyerek ‘uyuşturucu’yu ileri sürdü. Uyuşturucunun winner-imajı mı var? Eğer De Wever diyorsa öyledir herhalde.

Pazar günü süren tartışmalar esnasında De Wever’ın uyuşturucu ve suç oranları hakkında söyledikleri üzerine sorular sormayı ne dört gazeteci ne de diğer tartışmacılar cüret edebildi. Hâlbuki biz bu söylemlere bir çok not düşebiliriz.

Ekonomik kriz

Çok uzun bir zamanın en derin ekonomik krizindeyiz. Bu kriz önemli derecede sosyal açıdan da etkili oluyor. Eşitsizlik, yoksulluk, işsizlik ve dışlanma arttı. Okul ve sosyal konut yetersizliği de artıyor. Ama nedense, Belçika (sadece Felemenk değil) siyasilerinin çoğunun ajandasında bu sorunlar değil, aksine suç oranları ilk sıralarda yer alıyor. En büyük problemimiz cidden bu mu?

Tabii suç bir problemdir ve çözülmesi gereken bir meseledir. Ama bunun kesinlikle en büyük problem olmadığı, liderler tartışması esnasında da, rakamlar ve istatistikler verildiğinde, itiraf edilmiştir. Siyasilerin suç üzerine odaklanmalarının farklı farklı sebepleri vardır. En önemli iki tanesini açıklayayım.

İlk olarak: sosyo-ekonomik durum kötüye giderse suçluluk oranı artar, çünkü suçluluğun başta gelen sebepleri sosyo-ekonomiktir. Eğer siz bazı halk kesimlerinin suç işlemeye olan yatkınlığını, bu kesimin kanında varsayan evrimsel tabanlı ırkçılık teorilerine inanmıyorsanız tabii. Veya aynı derecede ırkçı olan kültürel tabanlı, mesela ‘Faz uyruklu Belçikalılar agresiftir’ veya ‘beyaz Belçikalılar çocuk istismarcısıdır’ gibi fikirlere de inanmıyorsanız . Eğer siz bu teorilere inanıyorsanız, devamını okumanıza gerek yoktur.

İkinci olarak: sosyoekonomik sorunlar artarken, siyasilerin bunları çözecek iktidara sahip olmadıklarını gözlüyoruz. Siyasiler hiç bir işe yaramıyorlar. Ancak onlar aslında iktidar sahibidirler ve toplumu yönetmek  ve sorunlarını çözmek için seçilirler. Bu görevlerini yerlerine getirdiklerini bir şekilde halka göstermelidirler. Gerçek sorunları çözemediklerinde ise, suç konusu siyasilerin kendi mevkilerini korumaları için en kolay vasıtadır.

Suçu sevmek

Suç konusu eskiden beri bilhassa sağcı ve aşırı sağcı partilerin kullandığı bir meseledir. Bugün ise durumlar daha farklı. Solcusundan aşırı sağcısına kadar herkes bu konuyu kullanıyor. Bunun sebebini biliyoruz. Son 30 sene içinde siyasi sol kendi ideolojisini inşa edemedi ve bu yüzden sağın fikirlerini kullanıyor.

De Wever eğer Janssens’ı, bu tuttuğu yol ile De Wever’ın alanına girmekle suçluyorsa haklı. Tıpkı Filip de Winter de De Wever’ı aynı şeyden suçladığında haklı olduğu gibi. İkisi de aynı şeyden bahsediyorlar, yani suçluluk ve göç, ama De Wever farklı anlatıyor. Seçmen De Winter’ın sert tepkilerinden aldanmasın, çünkü bu adam başka nereye gidebilir ki? Ama VB’de tabii işin daima daha aşırısı mümkün. Şimdi N-VA tarafından VB’nin aşırı sağcı meseleleri ve pozisyonları, ve hatta seçim adayları dahi alındığı için, VB şansını Patrick Sessler gibi bir zamanların FN üyesi ve Hitler selamını veren Nazi’cide arıyor.

‘War on drugs’

Biz şu ‘war on drugs’e geri dönelim biraz. 1971’de Richard Nixon, o zamanın ABD cumhurbaşkanı, uyuşturucu kullanımını ‘halkın bir numaralı düşmanı’ ilan etti. O zamandan beri bu ‘war on drugs’ hep devam etti. Daima ABD’de, sonra da İngiltere’de, siyasi ajandanın zirvesinde yer aldı. Bilhassa sağcı aydınlar ve siyasiler bu savaşı daima mühim bir mesele olarak gördüler ve hala da görüyorlar.

Peki bu savaşın bir yararı oldu mu? Global Commision on Drug Policy (Küresel Uyuşturucusu Politikası Encümeni), ABD ve diğer ülkelerin uyuşturucu siyasetlerini araştırmak için kurulan özel bir encümen, bu savaşı bir facia olarak nitelendiriyor. Geçen sene yayımlanan bir raporda uyuşturucuya karşı icraatta daha şiddetli bir tutumun neticesiz kalmamakla beraber hatta daha yüksek suç oranlarına ve daha fazla şiddetli cinayetlere yol açtığını gösterdiler.

Bu savaşın doğduğu yerde rakamlar dehşet verici. ABD’de 2008 senesinde uyuşturucu suçları kapsamında 1,5 milyon Amerikalı tutuklandı. Bunların 500.000’i hapis edildi. İngiltere’de adalet bakanı Ken Clarke birkaç ay önce ülkesinin son 30 sene içerisinde ‘uyuşturucyla mücadelede tamamen başarısız’ kaldığını söyledi. Başkan Obama bu sene ‘bazı yerlerde iyilikten çok kötülüğe sebep oluyorlar’ diyerek var olan yasalar hakkında tartışmanın yanlış olmayacağını söyledi.

Meşrulaştırmak iyi neticeler veriyor

Bu konunun tartışmalara açılması hiç de fena fikir değil, çünkü Avrupa’da alternatif yöntem örnekleri var. Portekiz’de 2001’de kişisel kullanım için uyuşturucu meşrulaştırıldı ve sekiz sene sonra rakamlarda çok ilginç bir gelişme oldu. Bunların bazıları: 2000’de yeni HIV vakalarının %52’sini kirli şırınga kullanan uyuşturucu kullanıcılarıydı. 2009’da ise bu rakam %16’ya düştü. Uyuşturucu bağımlılığından kurtulmak için projelere katılanların %60 ila %70 arası programdan bir sene zarfında bağımlılıklarına tekrar dönmüyorlar. Bunun sebeplerinden biri ise bağımlıların polisten korkmadıkları için daha çabuk yardım aramalarıdır. Siyaset yani meşrulaştırma, önleme ve bağımlıları topluma tekrar kazandırmayı seçti. O halde, olumlu neticeler veren yollar var iken, biz neden başarısızlığı kanıtlanmış bir siyaset seçelim?

Sağcı popülistler

Aslında güzel bir düşünce olmasa da, bazen şunu düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum: “İyi ki Amerikalılar ve İngilizler bizden önce denedi bunu. Şimdi biz nasıl yapılmaması gerektiğini biliyoruz. Kendileri zaten açık açık söylüyor bu siyasetin onlarda başarısız olduğunu.”

Maalesef, Avrupa’da sağcı popülistler seçmenleri hassas bir noktadan oyuna getirme fırsatını buldular, çünkü uyuşturucu güvenlik ve suçlulukla alakadar bir mesele. İnsanların iş emniyeti az olan, aylık faturalarını ödenip ödenemeyeceği belli olmayan ve hatta kişisel ilişkilerin dahi sabit olmayan bu zamanlarda, insanlar fizik güvenlik için çok şeye razıdırlar. Yani, bu konuda siyasilere sınırsız yetki vermeye razılar. Eğer anketlere inanabilirsek Anvers’liler -ve diğer Felemenk’ler – De Wever’le aynen bunu yapmayı düşünüyorlar.

Londra ve Anvers

Belediye başkanı adayının ‘war on drugs’ın yanı sıra başka planları da var. Şehre mümkün olduğu kadar fazla kamera yerleştirmek istiyor. Bunlar De Wever’ın hayranı olduğu Boris Johnson’un Londra’nın her tarafına koydurduğu teknolojik kameralar.

İngilizler CCTV (güvenlik kamera sistemleri) konusunda dünya şampiyonu. Dört milyondan fazla kamera yerleştirdiler. Veya her 14 vatandaşa 1 kamera. De Wever için örnek teşkil eden Londra’da bir insan ortalama 300 kere kameraya kaydolunuyor ve umumi alanların %40’ı kamera gözetlemesi altında. Bu milyonlarca kamera pahalı, hem de çok pahalı.

Boris Johnson’dan çok önce, doksanlı yıllarda, suç önlemek için ayırılan bütçenin %78 daha fazlası kamera yerleştirmek için harcandı. Son 20 sene içinde milyarlarca Avro. Scotland Yard’a bağlı ve bu kameraların mesulü Mike Neville, İngiltere’de CCTV sisteminin ‘tamamen bir fiyasko’ olduğunu itiraf etti. Rakamlar açık ve net: işlenen suçların sadece 1000’de biri CCTV görüntüleri sayesinde çözülebiliyor. Tekrar soruyoruz: neden Anvers’liler böyle bir siyaset seçsin ki?

Janssens’ın Anvers’in Noord kısmında yaptıklarına bakarsak, Anvers’te güdülen politikanın zaten toplumsal olmadığı  belli. Sokakta yaşayan insanları, uyuşturucu bağımlıları ve gençleri meydanlardan kovmak sorunları çözmek değil, sorunları başka yere itmek anlamına gelir. Aynı şekilde Janssens’ın (ve De Wever’ın) çok sevdiği GAS-cezaları da bir çözüm değil çünkü bunlar genellikle zaten bu cezaları ödeyecek imkânı olmayan fakirlere kesiliyor.

Acımasız ikili: neoliberalizm ve neokonservatizm

Beterin beteri var ve De Wever bunu ispatlamak istiyor. Neden De Wever Janssens’dan daha beter? Çünkü N-VA neoliberalizmi neokonservatizmle birleştiriyor ve bu da Avrupa ve dünyanın başka yerlerini derin bir krize sokan bir birleşmedir. Şimdiki krizin ana sebebi bu kombinasyondur. Bunu bilmek, herkesin arayıp bulabileceği istatistikleri ve rakamları bilmek ve bu aşırı neoliberal ve neokonzervatif popülistleri ülkemizde zirvelerde görmek çok acı verici. Bunu inkâr etmek oldukça zor.

Ama beterin beteri olduğunu biliyoruz. O halde soruyoruz: zarara uğradıktan sonra zamanı geri çevirmek mümkün mü? Hayır, değil. Zararı telafi edebilecek miyiz? Belki. Ama ABD ve İngiltere’ye baktığımızda, büyük şehirlerde birçok bölgenin tamamen boş verilmiş olduğunu görüyoruz. Tamamen kaderlerine bırakılmışlar.

Biraz kehanet olacak ama, eğer Anvers’liler oylarını iyi düşünmeden kullanırlarsa, o halde kısa bir süre içinde Anvers’in Noord’u da bir ABD-senaryosu olacak. O zaman hep beraber ‘wir haben es nich gewusst’ diyebiliriz. Ama bu saçmalıktır çünkü biz nasıl olmaması gerektiğini çok iyi biliyoruz. ABD ve İngiltere hakkında birçok istatistikten ve insandan bahsettim bu yazıda. Nihayetinde, bu bir seçenek meselesidir. Tekrarlıyorum: ABD’nin en dengesiz gelişmiş ülke olması ve İngiltere’nin Avrupa içinde eşitsizlik konusunda önde gelenlerden olması bir tesadüf değildir.

Seçeneklerden bahsetmişken: dünyanın toplam hapiste olan insanlarının dörtte biri Amerikan cezaevlerindedir. ABD tarihinde ilk defa cezaevlerine yüksek eğitimden fazla para ayıracak. Bu daha fazla sosyal eşitsizlik, daha fazla yoksulluk, daha fazla polis devleti ve de korkuyla yönetilen bir toplumu seçmektir. Bu, kontrol altında tutulan bir toplumu, boş verilmiş şehir mahallelerini ve fakir ile zengin arasında düşmanlığı seçmektir. Kısacası, böyle bir şehir kimsenin sayılamaz. Zengin veya durumu iyi olanların da sayılamaz, çünkü onlar da bu şehirlerde mutlu olamaz.

Solcu alternatif

Bu yüzdendir ki bugün her zamankinden çok daha fazla bir alternatife ihtiyacımız var. Bana kalsa her şehrini farklı yönde gelişmesini isteyen kişi için bu bir solcu alternatif olmalı. Peki, solcu alternatif neyi öne sürmeli? Bir şehrin tüm halkına bütün hak ettikleri şeyleri temin etmeli. Bu şekilde adil ve eşitçe bir şehrin temeli atılabilir. Bu temel olduktan sonra halk başkaları uğruna, kendi uğruna ve şehri uğruna kendine düşen görevleri yerine getirir. Bu De Wever’ın istediğinin zıttıdır. ‘Ben görevlerden bahsedilmesini istiyorum’ dedi geçenlerde. Peki, bir insanın haklarını elinden alınca, bu kişiye görevlerini hangi yüzle vereceksin?

Bundan ziyade, solcu bir siyaset, cezalanması gerekeni cezalandırmalıdır. Cezanın temel amacı intikam almak değil, faili tekrar topluma kazandırmaktır. Bu ceza kanununun temelidir.

Bir belediye yönetiminin halkın en büyük kesiminin hayatını nasıl düzeltebileceği hep göz önünde tutulmalıdır. Bu sadece doğru seçenekler yaparak ve imkânları bu seçenekler yolunda kullanarak olabilir. Solcu seçenek adil, eşit, sosyal ve birlikçi olmalıdır. Bu şekilde şehrin halkının hayatını kolaylaştırabiliriz ve kolaylık sadece bir elit için değil, ama şehrin en geniş halk kitlesi için olur.

Bleri Lleshi siyasi felsefecidir. Şu anda ‘De neoliberale strafstaat’ (Neoliberal ceza devleti) isimli kitabını hazırlıyor.

https://blerilleshi.wordpress.com

https://www.facebook.com/Bleri.Lleshi

Twitter @blerilleshi

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s